Mahmut Celal, 29 yaşında, üniversite mezunu. Üniversitede ve diğer hayatında sosyal ortamlara girmemiş/girememiş ve “günaha” bulaşmamış bir genç. Yani hiç içki içmemiş, hiçbir kadınla birlikte olmamış, hatta muhabbetini bile yapmamıştır. Üniversite yaşamı boyunca tarikat yurdunda kalan M.Celal, o süre içinde tüm namazlarını eksiksiz kılmış, dinî sohbetlere katılmış, zikir gibi ayinlere de katılmıştır.
Mahmut Celal’in annesi ve babası da tarikat mürididir. Üniversitedeki tarikat ortamından çıktıktan sonra aklına günah/vesvese gelmeye başlayan M. Celal, geçmişinden utanmaya ve onu gizlemeye çalışır girdiği yeni ortamlarda. M. Celal, kabuğunu kırmaya çalışır; ancak çekingenliğini aşamaz bir türlü. Yabancısı olduğu bir konu açıldığında kızarır, aşağılandığını düşünür. Kimseye söylemese de sırf bu nedenlerle iş değiştirir. Yani çevresini sıfırlamak için. Kızlarla konuşurken eli ayağı bir birine dolanır. Çekici bir kadın gördüğünün akşamında o kadını düşünerek mastürbasyon yapmaya başlar. Bu eylem geçici bir çözüm olabilir ancak.
Namaz kılmadığı ve hatta bazen cünüp gezdiği için kendini kirlenmiş gibi hisseden Mahmut Celal’in son işyeri, bir bankadır. Kendisini kirli hissetmekte; fakat böyle yaşamaya alışmaktadır. İş çıkışında arkadaşlarıyla kahve vs. içmeye çıkarlar. Arkadaşları üniversitedeki kız ortamından vs. bahsederler. M. Celal de yalan söyleyerek sohbete katılır. Arkadaşları hiç ilişkiye girmemenin saçma bir şey olduğunu, onların nasıl evleneceklerini anlayamadıklarını söylerler. M. Celal gerilir. Haftasonu bir barda felekten gece çalmak üzere sözleşirler.
Mahmut Celal hayatında hiç alkollü içki içmemiştir. Onların yanında rezil olmamak için bir gün önceden bir bara gider. Burada çekinceli davranır. Bir bira içince rahatlar. İkinci birayı da söyler. İyice gevşemeye başlamıştır. İçki konusunda rahatlamıştır; ancak aklına cinsel ilişki ihtimali gelmeye başlar. Telefonunu açar ve arama motorundan eskort (fahişe) bakmaya başlar. Bardan çıkınca aldığı numaraları arar ama hiçbiri yanıt vermez. Yalnızca birisi (Fidan) otele gelebileceğini söyler.
Fidan ve M. Celal otel önünde buluşur. Aracı (pezevenk) da uzaktan takip eder. Fidan’la odaya giren M. Celal sarhoş olduğu için ilişkiye girmeyi başaramaz. M. Celal bir kez daha denemek için ısrar eder. Fidan, M. Celal sarhoş olduğu için direkt reddetmez ve “daha sonra deneriz,” diyerek geçiştirir.
Bir gün sonra Fidan’ı arar ama Fidan onu tersler.
Arkadaşlarıyla planladıkları gibi eğlenmeye giden M. Celal, içki konusunda biraz daha rahat olduğu için eğlencelidir. Arkadaşları bir kızın ona baktığını söylerler. İlk içkisi bitmiştir ve geçen geceki kötü deneyim aklına düşmüştür. Çekinir. Kızı beğenmediğini söyleyerek olaydan kurtulmaya çalışır.
Bardan çıktıktan sonra şirket hattıyla Fidan’ı arar. Yeni bir müşteriymiş gibi gider. Buluştuklarında Fidan ilk başta tanıyamaz ama soyunurken onu hatırlar. Göz göze geldiklerinde Mahmut Celal, Fidan’ın üzerine atlar. Fidan bir vesileyle bıçağı çıkarır, gürültüyü duyan aracı da odaya girer… M. Celal, kendi elindeki bıçağı Fidan’a saplar, tekme yapıştırdığı aracıyı da yere düşürerek oradan kaçar. Aracı da başının belaya girmemesi için 112’yi arayıp oradan uzaklaşır.
Mahmut Celal ne yapacağını bilemez. Sabaha kadar internetten kızla ilgili haber olup olmadığına bakar. Kız yoğun bakımdadır ve hayati tehlikesi devam ediyordur. Sabah olduğunda annesine bankada faiz düzeninde çalıştığını, şehir hayatının insanı hep günaha soktuğunu söyler. Annesi şaşırsa da memnun olur. Bir süre arınmanın ona faydalı olacağını düşünür. Babasıyla da konuştuktan sonra onu Osman adında bir hocaya gönderirler. Osman da aşırı bir tarikat olanDerdbent tarikatına yönlendirir M. Celal’i.
Bu arada Fidan’ın ölüm haberi duyulur.
Mahmut Celal günahkâr olduğundan dolayı başına bu felaketlerin geldiğini düşünerek tarikatın sıkı bir müridi olur. Kapısında kul olur adeta şeyhinin. Birkaç haftayı bu şekilde atlattıktan sonra bir gün polisler tekkeyi basıp Mahmut Celal’i alırlar. Orada da arbede çıkar. Mahmut Celal karakolda hiç konuşmaz.
Mahmut Celal, mahkemede, hak yola çağırmak için Fidan’ı aradığını ve Fidan’ın bu tebliğini terslediğini ve hatta dine hakaret ettiğini ileri sürer. Dersini vermek için yanına gittiğinde ise bıçak çektiğini ve nefsi müdafaa yaptığını söyler.
M. Celal, mahkeme çıkışında basın görevlilerine pişman olduğunu belirterek şunları söyler: “Her şeyin bir olgunlaşma süreci varmış. Gördüm. Buna Allah’tan başka kimsenin müdahale etmemesi gerektiğini anladım. Nefsime yenildim. Pişmanım tabii ki.”
Emrah Özdemir
Bu proje tasdix'lenmiştir. Senaryo veya tretman isteyen ilgililer burayı tıklayarak talepte bulunabilirler.
Zaman Damgası Özet Değeri = 59 2c db a5 2f c1 f4 23 04 ad 19 ce cb 9b c8 b6 21 e8 b1 cd a8 72 13 27 b7 86 14 42 19 d2 ce 56
19 Şubat 2015
30 Ocak 2015
Duran - Sinopsis (Film Öyküsü)
Duran… Her türlü belada, kavgada, didişmede hep geride durmuş; hep seyreden olmuş 30 yaşlarında şehirli, orta sınıfa mensup bir adam. Yalnız yaşar. Yüzde yüz emin olmadan söz almaz, parmak kaldırmaz, fikir belirtmez. Yüzde yüz emin olduğu da vaki değildir pek. Tüm bu edilgenliğine karşın, hemen hemen her şeyi eleştirir; ancak bunu da sosyal medyadan yapar. Her şeyi, tüm olasılıkları önceden kestirdiğini düşünür. Duran, herkesin dönüp dolaşıp varacağı noktada durandır kendince.
Yaratıcı beyni ile uyuşuk vücudu arasında sıkışmışlıktan kurtulamadığı için psikiyatra gitmek zorunda kalan Duran’a doktor antidepresan yazmıştır. Aldığı antidepresanın etkisiyle sanrılar gören Duran, televizyonun içine girmeye başlar. Duran, yarışma programlarında, konuşma gösterisi (talk-show) programlarında, filmlerde televizyonun içine girerek kendince olması gerekeni canlandırır. Bu sanrılardan olağanüstü derecede haz aldığını hisseder.
Film, bir sanrının izleyiciye gerçek olduğunu (birkaç önseme olsa da) düşündürerek uyuşuk, tembel modern hayatın varacağı noktayı (biraz abartıya kaçarak) gösterir.
Bir talk-show programından başlayan kesintisiz sanrılar yine talk-show programıyla final yapar.
Duran, yazdığı senaryoları, program önerilerini yapımcılara gönderir; ancak cevap veren dahi nadirdir. Bir gün bir yapım şirketinden kallavi bir yanıt alır. Yazdıklarına tek tek eleştiriler ve ince değerlendirmeler yapıldığını görür. Aslında cevap yazan yapım şirketinin bir yetkilisi değil, alelade bir stajyer olan Şeyma’dır.
Duran, unvanını bilmeden Şeyma’yla uzun süre yazışır. Şeyma’nın gerçekte yetkili olmadığını öğrenen Duran’ı bu durum bir kez daha yıkar. Fakat Şeyma senaryonun son hâlini yapımcının masasına iliştirmiş ve yapımcı senaryoyu okuyarak Duran’a ulaşmıştır.
Küslüğün bitmesiyle birlikte çalışan ikili, piyasaya uygun bir senaryoyla film dünyasına girerler. Başarı da gelmiştir. Duran’ın başlayacak yeni dizisi de vardır. Hafif meşrep kadınlarla birlikte olmaya, aşkı unutmaya başlamıştır.
Yaptığı kişiliksizleri fark etmesi ve bundan utanması zaman alır Duran’ın. Bunu fark ettiğinde tekrar bunalıma giren Duran, çıktığı televizyon programında yönetmen asistanı olarak çalışan Şeyma’ya yalvarır. Canlı yayında diz çökmüştür. Hatta yazmayı bırakmayı bile teklif eder; birlikte yazacakları ve oynayacakları kitapta çalışma teklif eder Şeyma’ya.
Sanrılarında dahi bir yükselen bir alçalan Duran’ı normalleştiren antidepresanlar mı, aşk mı, “insan içine girmek” mi veya para kazanmak mı; hiçbir zaman bilinemeyecektir. Finalde o yaşadıklarının sanrı olduğu gösterilir. Gösterilen, konfor düşkünü bir uyuşuğun risk almadan haz alma çabasıdır. Şeyma da hiçbir zaman açılma cesareti gösteremediği sıradan bir kızdır aslında. Rüya biter ve gündelik hayatına devam eder Duran. Halbuki hayat, alınan riskler ve yaralardır.
Bu proje tasdix'lenmiştir. Senaryo veya tretman isteyen ilgililer burayı tıklayarak talepte bulunabilirler.
Zaman Damgası Özet Değeri = 1a 02 a1 83 47 83 c4 3d 84 27 e6 b2 db eb 3b 9b 79 85 d0 85 80 dc 46 5e 1a c7 0c 9a 9b 6a 5f fc
Etiketler:
duran,
Emrah Özdemir,
hikaye,
öykü,
proje,
senaryo,
sinema filmi,
sinopsis
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

